Devrim Demirpolat’ın yazısı: “Bu kadar ucuz mu?”

Bugün Türkiye’den gelen misafirlerimizle birlikte Kiev’de Proulak Horiva Caddesi’nde bulunan Çernobil Müzesi’ni ziyaret ettik. Çernobil maalesef güzellikleri ile değil de yaşamış olduğu felaket ile müzeleşme seviyesinde ünlenmiş bir şehir. Ziyaretçiler felaketin etkisini girer girmez hissetmeye başlıyor.

Girişte hoş sohbet bir bayandan bilet aldık, biletleri aman atmayın, hatıra saklayın diye sıkı sıkı da tembihledi. Çernobil Nükler Santrali ile ilgili teknik bilgiler, kaybedilen insanların anıları, dünya basınında hakkında yazılanlar, santralden getirilen birçok metaryel, kaza ile ilgili açılan soruşturmalara ait evraklar, mektuplar, dolu dolu bir müze. Bulunduğunuz her bölümle ilgili bilgi veren bir kulaklık da alabiliyorsunuz. Türkçe de dahil bir çok dil seçeneği var.

Daha önce konuyla ilgili birçok okuma yapmış olsam da yeni bir şey öğrenebilir miyim diye büyük bir itina ile gezdim müzeyi. Santralin maketini görünce felaketin teknik yanı kafamda biraz daha belirginleşti. Soğutma kanalları, çubukları, reaktör, çatı çok güzel bir biçimde gösterilmiş. Santralin şehir içindeki konumunu görmek de güzel oldu.

Bir sonraki bölüm daha çok “suçlu kim?” bölümü idi. Burada bol miktarda mektup, tutanak, belge bulunuyor. Suçlu kötü teknoloji, kötü sistem, basiretsiz yöneticiler. Elbette öyledir.

En acı verici bölüm tabii ki çocukların çektikleri acıları gösteren bölümdü. Ölen babalara yazılan mektuplar, yıkılmış perişan olmuş aileler, hastalıklar, yıllar süren tedaviler.

Tabii her felakette olduğu gibi insanlar için bilerek ya da bilmeyerek canlarını feda eden kahramanlar da unutulmamış. Birçok kahramanlık hikayesi var. Bilmeyerek diyorum çünkü santral temizliğinde çalışan birçok insan bunun bu kadar tehlikeli olduğunu bilmiyordu. Bilseler bu görevde yer alırlar mıydı? Siz olsanız bildirir miydiniz? Ya kimse yapmak istemeseydi o zaman? Ya yeteri kadar kahraman bulamasalardı?

Bunlar çok zor kararlar. O yüzden kaza gerçekleştikten sonra yapılan ya da yapılmayanlarla ilgili eleştiri yapmanın çok zalimce olduğunu düşünüyorum. Bu tür krizlerde her şeyi doğru yapmanın mümkünatı yok. Bu konular çoğu kez politik yarar kazanabilmek için taraflarca gündeme getirilip, tartışmaya açılıyor.

Müzenin çıkışında bir de ziyaretçi defteri var. Son anda farkettim, aslında yazmak için değil de okumak için açtım. Ne kadar çok Türk ziyaret etmiş müzeyi. Hem şaşırdım hem de sevindim. Sevinmemin nedeni vatandaşlarımızın artık Ukrayna’da sadece disko, bar değil müzeleri de gezmeleri idi. Şaşırmamın gerekçesi de sanırım aynı.

Acaba bu tür trajedilerin yaşanmaması için ne yapmalıyız? Mesela elektrik tüketimimizi azaltsak bir işe yarar mı? Boş yere yanan ışıkları kapatsak, “Aydınlık seviyorum ya ben.” demesek. Yazları sıcağa biraz sabretsek, “Açtım klimaları, oda 18 derece püfür püfür.” demesek? Kışın kombiyi sonuna kadar açıp evde atletle oturmasak? Duş almasak mesela? Çocukluğumuzdaki gibi kovaya doldurup suyu yıkansak? Her yere arabamızla gitmesek olur mu? Toplu taşıma kullansak? Her sene telefonumuzu değiştirmesek? 3 sene kullansak, bozulursa tamir ettirsek. Kıyafetlerimizden sıkılmasak da, eskiyince değiştirsek sadece. Az yesek olur mu? “Aaa her şeyinden kes boğazından kesme.” demesek? Taa dünyanın bir öbür ucunda yetişen meyveleri yemesek. Kışın domates yemesek mesela?

Diyemiyoruz arkadaşlar. Bunları hak ettiğimizi düşünüyoruz. Bunların parasını vererek bunun bedelini zaten ödemiş olduğumuzu düşünüyoruz. Çalıştım, kazandım girerim alırım duşumu istediğim kadar. Benzinini almıyor muyum kardeşim, alırım arabamı bakarım keyfime, atlayın çocuklar. Hahaha veririm parasını ejder meyvesi bile yerim. Al bir tane de sen ye.

Peki gerçekten öyle mi? Bu tükettiklerimizin bedelini ödüyor muyuz? Maliyetler doğru hesaplanıyor mu?

Acaba elektrik faturasında derelerin kurumasının bedeli ekli mi? Ne kadar ediyor bir dere?

Acaba yediğimiz balıklarda, kaybolan balık türlerinin bedeli ekli mi? Kaç para eder, milyon yılda evrimleşmiş bir tür? Isınmamızın bedeline kaybolan mercan türlerinin bedeli ekli mi acaba?

Meyveleri dünyanın bir ucuna taşıyan gemi acaba başka ne zararlar verdi dünyaya? Ya da fosil yakıtların bedeli acaba sadece çıkarılma, taşıma bedelleri ve ilave edilen kar mı? Bunların milyonlarca yılda oluşmuş olmasının değerleri üzerinde bir etkisi var mı?

Her şey bu kadar ucuz mu?

Tamam, bu kadar pahalı değil belki ama bizim umarsızlığımız bize gerçekten çok pahalıya mal olacak. Eğitimlisinden cahiline 7 milyar insanın hepsi de emin olun “Önce o başlasın, benim harcadığımla mı bozuldu dünyanın dengesi?” diyecektir.

Devletlerin de alacağı konum büyük ihtimalle kalan yaşanabilir bölgeleri ele geçirmek ya da başka yerleri pisletirken kendi ülkelerini temiz tutmak üzerine olacaktır. Tabii bunların da bir faydası yok, önünde sonunda bütün Dünya mahvolacak.

Dünya’nın en akıllı canlısıyız ama malesef aklımızla yaşamıyoruz. Umarım biz bu sosyal evrimi geçirene kadar Dünya bizim yaşayabileceğimiz bir yer olmaya devam eder.

6.2.2022

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.