PAZAR YAZISI/ Devrim Demirpolat’ın kaleminden: Beyaz zürafa

Ukrayna’da bizdeki gibi kasap dükkanları bulamazsınız. Etler pazarlarda tezgahlara atılır, orada satılır. Tazeliğini anlamak için de çivi benzeri bir şeyi ete sokup çıkarır insanlar.

Bazen tezgah üzerinde derisi yüzülmüş ama parçalanmamış domuz yavruları görebilirsiniz. Temizlenmiş, organları çıkarılmış tavşanlar da tezgahlara serilir. Bir bacağında bir elin tutabileceği kadar kısmı derisi soyulmadan postu ile bırakılır. Heralde taşınırken oradan tutulsun diye. Hayvanat bahçesinde sevdiğiniz, yem attığınız hayvanları burada pişirilmeye hazır biçimde bulursunuz.

Hal böyle iken Ukrayna hayvan hakları koruyucularının Facebook grubunda Çin’de köpek yiyorlar diye sık sık nefret kusulur Çinlilere. Acaba Hindular inek yiyoruz diye bize nefret kusuyorlar mı?

Afrika’da zürafa yiyorlar mı bilmiyorum ama hepimiz Afrika’da son dişi beyaz zürafa ve yavrusunun avcılar tarafından vurulduğunun haberini gördük. Haberi okuyunca insanın aklına “Neden?” diye sormak geliyor. Neden bir insan böyle güzel bir hayvanı, hem de sonuncusunu öldürür ki? Öldüren adamın yanıtını duyar gibi oluyorum, “Neden öldürmeyeyim ki?”

Çok sevip övdüğümüz, bilgeliğin kaynağı olarak nitelediğimiz doğa ana da aynen böyle yanıt vermez miydi? Neden öldürmesin ki? Belki oturup yiyecek, belki de gücünü göstermek için öldürdü. Sonuncu muydu? E ne olmuş sonuncu ise? Uyumsuz ve zayıf olan elenir. İşe yaramayan bir mutasyon ve onun seleksiyonuydu ve yok oldu. Milyonlarca yıldır kaç tür yok oldu senin haberin var mı? Hadi işine… Doğanın yanıtı aynen böyle olacaktır.

Şunu fark etmemiz lazım ki insanoğlu doğaya on binlerce yıl önce rest çekti. Kendi kurallarımızı kendimiz koyarız, çok daha da güzel yaşarız diyerek doğayı terk edip medeniyete adım attı. Bayağı da yol aldı medeniyet yolunda. Ormanlarda istediğini öldürüp yiyen, gücünün yettiği ile çiftleşen özgür bir türden kırmızı ışıkta durması gerektiğini bilen bir tür haline geldi. Kimimiz bu konuda daha çok yol aldı, kimimiz az, kimisi de doğa kuralları ile yaşayamaya devam edip caddelerde makas attı, yayalara yol vermedi ve nihayetinde beyaz zürafayı öldürdü.

Öldürme, şiddet eğilimleri doğanın bizi yuvaya çağrısıdır. Elbette geri dönecek değiliz ama doğa da bizi geri çağırmaktan geri durmayacaktır. Doğanın bize armağanı çiftleşme güdüsü, nüfusumuz 7,5 milyara ulaşmasına rağmen, hala türümüzün hayatının büyük bir kısmını yönlendiriyor. Bu güdüyü yok edecek bir mutasyon insanlığın medeniyet yolunda büyük atılım yapmasını sağlayacaktır.

Doğa kanunlarını sorgulamaya devam edeceğiz. Vejeterjanlık tartışmalarının insan metabolizmasının etcil mi otcul mu olduğu ekseninde yapılmasını bu yüzden anlamlı bulmuyorum. İnsanoğlunun et yiyip yememeyi tartışmasının sebebi çektiği diş ya da mide ağrıları ya da bağırsak bozuklukları değildir. Mesele insanoğlunun vicdanındaki acılardır. İnsanların bir kısmı artık bir canlının kendi damak tadı için öldürülmesine, pişirilmesine karşı çıkıyor. Bir kısmı sadece bu gözünün önünde yapılırsa rahatsızlık duyuyor.

Bir yandan da beslenme sektörü devasa boyutlara ulaşmış durumda. Acımasızlık da aynı derecede gelişiyor. Güneş görmeden, koşamadan yaşayan hayvanlar, demir merdanelerde ezilen erkek civcivler. Çiflikler için kesilen yakılan ormanlar, israf edilen su kaynakları.

İçimizde bu doğa-medeniyet çatışması daha binlerce yıl devam edecek gibi görünüyor. İnsanoğlu dünyayı hepten yaşanmaz bir yere çevirip yarattığı medeniyeti yok etmezse doğanın bu çatışmayı kazanma şansı görünmüyor. Geri dönmeyeceğiz ama doğanın gücünü de yabana atacak değiliz, milyarlarca yıl içinde bizim varlığımız birkaç yüz bin yıldan ibaret. Dünya üzerinde yaşamış ve yok olmuş ilginç bir türden ibaret olabiliriz.

Bu çatışmadan kaynaklı ruhsal acılarımızı hafifletmek için medeniyet yolunda yürümemiz, vicdanımızı geliştirmemiz ve beyaz zürafaya üzülüp avcılara kızmamız daha iyisi.

Devrim Demirpolat / Nikolaev

15.3.2020

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.