PAZAR YAZISI/ “Ukrayna kokan” Balaban…

Mesut Erk’in kaleminden: Mayakovski Meydanı’nda ağır adımlarla yürüyoruz, “Yarın elim boş gitmeyeyim, eve bir şeyler alayım.” diyor misafirim. Cumartesi öğle sonrası olduğu için meydanda her hafta sonu kurulan resim ve el işi eserler satan sanatçılar ve satıcılar hemen hemen hiç kalmamış. “Az ileride Lermontova Sokağı’nda bir şeyler bulabileceğin dükkân var.” diyorum ve misafirimle o tarafa yürüyoruz.

Bu haber 16 Haziran 2019 - 7:14 'de eklendi ve kez görüntülendi.

“Liliya Aleksandrovna Kudenko var Zaporojeli, sizin aradığınız türden, halk şarkıları ve hikâyelerinden ilham almış Ukrayna kokan eserleri var. Sizin yaşayan büyük sanatçınız Balaban gibi.” Güzel gözlerinde bilgisini göstermenin hınzır bakışı vardı.

Derdimizi anlattığımız Natalya, yaka kartında ismi öyle yazıyordu, tezgâhın önünden ayrılıp sözünü ettiği ressamın eserlerinin olduğu tarafa yürüdü. Dükkânda Natalya ile konuşmadan önce 20 dakika civarı bir sürü resim ve el işi eserlere bakarak oyalanmıştık. Niye evvelden konuşmamıştık ki?

Misafirim “Balaban da kim? Ben hiç duymadım.” diyerek Natalya’nın peşi sıra o tarafa yürüdü.

Bense şaşkınlığımdan yerimde kalakalmıştım.

Dükkânda değilim artık. 36 yıl evveline gittim…

İstanbul Tarabya sırtlarında tamamlanmamış bir inşaat katındayız. Ressam İbrahim Balaban’ın atölye, ev karışımı çalışma yeri. İstanbul’un meşhur rutubetli soğuk kışlarından bir gün. “Sizler Anadolu’dan gelmiş öğrencilersiniz, yoldan geldiniz.” diyerek bizim için önceden hazırladığı kuru fasulye ve pilavını ikram etti. 7 yılı Nazım Hikmet ile toplam 13 yıllık mahpusluk, 63 yıl yaşanmışlık, bizler ise 20’li yaşlara yeni ayak basmışız.

Ankara DTCF Sanat Tarihi bölümü öğrencisi Zeki Güleç, Nazilli ve Ortaklar Öğretmen Lisesi’nden arkadaşım, bitirme tez konusunun Ressam İbrahim Balaban olduğunu mektupla yazmış, İstanbul’u bilmediği için benden yardım istemişti. Hocaları aracılığı ile ressama da yazmış olduğunu belirtiyordu mektubunda. Koca Çınar hazırlıklıydı, başka zamanlarda başka öğrenciler de gelip tez hazırlamışlar.

Arkadaşım Zeki sayesinde tanımış olduğum Balaban 36 yıl sonra Ukrayna’nın Zaporoje şehrinde bir dükkânda karşıma çıkıvermişti.

Balaban’ın mahpusluk yaşamının bazı kesitlerini Jan Valjan (Viktor Hugo’nun Sefiller romanının kahramanı Jean Valjean) ile benzeştirdiğimi itiraf etmeliyim. Biraz da “eski Türk filmleri” ile…

“Ben onunla İstanbul’da tanıştım.” diye seslendi aydınlık yüzüyle Natalya. Gözlerini gene bana dikmişti. Benim de bir hikâyem olduğunu bildiğini söylüyordu. Birbirimizi anlamıştık. Arkasındaki misafirim elinde paketlenmiş bir Kudenko eseriyle şaşkın şaşkın bakıyordu bana. “Bu kadın ressam, güzel resim yapıyormuş, bir eserini aldım. Sen iyisin değil mi? Daldın gittin, yaramaz bir durum yoktur umarım?”

Misafirim gitti ertesi gün. İnternet kanallarında baş haberlerden biri: “Yaşayan en büyük ressamımız İbrahim Balaban’ı 98 yaşında kaybettik”. Anılar… Anılar… Sanki dün gibi…

Gittiğin yere, gördüklerine selam götür Balaban.
Natalya’ya uğrayıp baş sağlığı dilesem mi acaba?

Mesut Erk

16.06.2019, Zaporoje

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.